Ner’den Baksan 97!


Ner’den Baksan 97!

97 yılı olan bir derdin mesele edicileriyiz.  Türk milleti adına dikkate değer en önemli konunun 97 yıl önce karanlığa hapsedildiğinden bahsediyoruz evet. Duymayanlar için bir harf inkılabı meselemizin olduğunu ve bizi milletçe kapkaranlık bir yerde bıraktığını söylüyoruz. Türk milletine mesele olarak yetecek en önemli şeyin bu olduğunu düşünüyoruz.

Latin harflerinin kabullenilişindeki maksadın muasır medeniyetler seviyesine ulaşmak olmadığı ve daha çok uydurma bir harf düzeniyle Türk milletine yedirildiğini ifade ediyoruz. Esasen Kuran harfleri olarak öğrendiğimiz, 32 harfiyle ağzımızın ve kalbimizin tümünü kullanarak inşa ettiğimiz, varlığıyla gayrimüslim karşılıkların bilim ve sanatı biz merkezinde öğrendiği bu yazı dili, 97 yıl önce varlığından koparılmıştır. Latin harflerinin gelişindeki sürecin acılarını bir kenara bırakalım ağızdan çıkanı kulağın duymasındaki terbiyenin bozulduğu, gitgide Kuran’dan kopuşun izlerini derin yaralar halinde gördüğümüz şu dönemde artık bir sonraki evrenin ne’liği meselesi bizler için ciddi bir tartışma konusudur.

Hangi devrin muasırlaşma ve hangi devrin medenileşme getirdiği sorularının hakkıyla sorulmadığı, şimdiye dek alınan cevapların da zihinlerde dil ve müktesebat eksikliğiyle karşılandığı açıktır. Dikkatle üzerine gidilmelidir ki fetih harpleri bir yana, dilimizin edebiyat, sanat ve bilimin üretim sahasında bulunuşu ile Türk milletine tâbiyet dünyanın korku ve taaccüple karşıladığı bir gerçek olmaktan çıkmıştır.

“Ortak Alfabe” vızıltılarıyla meşgul edilen dil gündemi, Türk milletinin asla fayda sağlayamayacağı ve modern kolonizasyon sürecinin bir parçası olduğu gerçeğiyle bizi karşılamaktadır. X,Q ve W harfleri dayatılarak yeni tanımları görülen bu dilde (!) ne idüğü belirsizlik halinin ağzın kullanımına aykırılığı ile tecessüm edişi, itekleme ile yürütülen bu süreci de anlaşılmaz kılmaktadır. Aynı kolonizasyona maruz bırakılan sözüm ona bir dili olan Kürtler de varlıklarını Latin-Kilise alfabesini kullanarak sürdürmeyi kabullenmişlerdir.

Sözlerimizin maksadı; neyi kaybettiğini bilmek, kaybettiğine değer bir arayışla bu sürecin nasıl işlediği, neye rağmen olduğu ve bu ‘rağmen’in Türk milletinin aslına rücu eden bir kavga unsuru olması gerekliliğinin ikrarıdır. Dini hassasiyetlerimizin, Allah’ın emir ve yasaklarına ittibamızın bizi itibarlı kıldığı bir dünyadan kalkıp itekleme ve yozlaşmaya sebep ırkçılık, sorunlu bir sofulaşma ve zorlama moderncilikle yola devam edişimizin bedbaht hallerini Türk milletinin aklıselim kimselerine sunmak istiyoruz. Yeter ki dikkat kesilinebilsin. Yeter ki muhabbetten yan yana gelebileceğimiz insanlarımız birbirinden kopmuş birbirini tehdit etmiş- ediyor olmasın. Türk milletine armağan sunacağımız en yüce şeyin neslini koruyacak bir Elif-Ba’sı olduğu düşüncesi bizleri birbirimize aidiyeten yakınlaştıracak, varlığımızı pekiştirecek yegâne şeydir.

Varlığımız Türk varlığına armağan olsun deyişimizdeki Türk’ün eninin ve boyunun rahat anlaşılabilmesi gerekliliği bugünün konjonktürel ağızla (!) bahsedilen dünyasında bir korku unsuru olarak halen mevcuttur. Bu korku, dünyanın ekonomisiyle köleleştirdiği insanlarının efendileri içindir ki dillerine-alfabelerine saldırmakta ve onları adeta geçmişinden bîhaber yetimler haline getirmektedir.

Bu kavilden duamız; Türk milletinin sözü ve yazısıyla, dünya yargıcılarının zalim buğusunu tehdit ettiği günlere kavuşmaktır.

 

Abdurrahim ÇAYLAR

Yorumlar:

Yorum Yazabilirsiniz.

Mail adresiniz gizli kalacaktır. Lütfen bütün alanları doldurun. *


Benzer Bloglar