haftanın betonstarı: zeynebiyye inanç merkezi


haftanın betonstarı: zeynebiyye inanç merkezi

claude farrere’in katleden adam romanında istanbul’a dair pasajlar parçalar var. haftanın betonstarını yazmamıza sebep olan meyusluğun ilacı olarak kaybettiğimizi hatırlatmak için pasajlardan parçalardan cüz’i kısmını iktibas edeceğiz:

“ne çabuk, sağdan ilk sokağı geçer geçmez asıl istanbul sokağı işte! artık sulh ve sükûn…insan kendini bir köyde zannediyor. istanbul, emirü’l mümininin payitahtı bu ha? aslâ! bir köy, bir çiftlik…

durdu. bize bakan hiçbir eser-i vahşet göstermeyen kediyi okşadık. madam falcland izah etti:

‘türk mahallelerinde hayvanlara iyi muamele ederler. onlar da insandan korkmaz.’

zannedersem heyecanla bağırdım. kemerin altında ağzım açık kaldı. önümde bir ova gibi dört köşe bir meydan uzanıyor. meydanın ortasında tirâşîde, muazzam bir mücevher gibi mermerlerden, taşlardan yapılmış bir dağ, bir şâhika mevcut. kaleler gibi duvarlar, gotik payandalara istinat etmiş… kenar suları, hep kafesi oymalarla, dantelalarla işlenmiş!... bunların üstünden baş döndürürcesine yüksek bir yığın kubbeler, kümbetler feverân etmiş. hepsi göklere doğru fırlamış, atılmış. tıpkı âteşîn çöl rüzgârlarının kademe kademe yığdığı kum tepelerine benziyor. sonra, köşelerinden beyaz, ince bir mum gibi dört minare çıkmış bütün bu şeyler de daha yükseklere bakıyor.

işte bu süleymaniye camii! … türklerin ‘elmas, ‘inci’ dedikleri cami...

içerisi azamet ve şa’şaada nazirini ömrümde görmediğim bir büyük mabed. harimi siyah, beyaz mermer kemerleri muhtevi muazzam kubbe mesnetleri muhayyirü’l-ukûl boşlukları kucaklıyor. pencereleri, süt gibi beyaz, yosun gibi yeşil camlardan müşebbeklerle kapanmış ortalığı vakur ve muhteşem bir ziyâ ile tenvir ediyor. ne bir şapel, ne bir eizze hafiresi, ne itiraf-ı zünûb mahalleri mevcut. kiliselerin dâhilini daraltan bütün bu şeylerden eser bile yok. mihrap, kurşunî mermer taşlardan yapılmış bir revak. yalnız cephesinde altın harflerle yazılmış bir sure-i kur’an.” 

diliyoruz ki; önce iktibasa sonra da dikkate değer gördüğümüz ve devamlı ele aldığımız yapı/estetik/ahlâk konusu hakkında birkaç şeyden bahsetmek, kaybettiğimizi tanımlamak için kuracağımız ilişkiler ve çabamız işe yarar.

dünyada bir göçebe gibi olmanın mümine vazife kılınmışlığı itaatte olan müslümanların beton ile aralarında belli bir mesafe ilişkisi doğurmalıydı. bizi iki omzumuzdan tutarak “dünyada bir garip gibi veya bir yolcu gibi ol!” diyecek biri daha gelmeyecek. oysa tarih sahnesinde konar göçerliği doğurgan bir hayat tarzı gibi görmenin yanında toprakla sağlıklı ilişki kurmanın en büyük imkânı gören türkler, kendilerine şehirleşme sunulduğunda da bunu en estetik haliyle meydana getirmeyi seçmişlerdi. iç turizm safsatası ayağına örneklerini hala safranbolu’da, taraklı’da, beypazarı’nda görebilirsiniz. bütün bir estetik anlayışın içerisinde her biri farklı ama aynı dokuya sahip basit görünüşlü ama güzel, kolay yapılan ama sadelikle zarafete varan türk evleri. müslüman kardeşinin evine varacak güneşin ışığına dikkat kesilen komşuluk. her yangından, her cümbüşten sonra yeniden kurulan türk istanbul. bugünün istanbul’u kalabalıkların tecavüzü ve mal bulmuş mağribi gibi saldıran azgın sermayenin ellerinde eski hoş ve lezzetli görüntüsünü kaybetti. doğurgan ifadesiyle kastettiğimiz şey bir zaman anlayışıydı. çocuklar bu güzel binalar arasında estetik algıları gelişerek büyüyorlardı. artık apartman dairelerinde semirttiğimiz çocuklarımızı hangi estetik kaygı ve mirastan emzireceğiz. üst kat komşusunun tuvalet sifonunu duyan herhangi bir beşerin estetik kaygı güdüp insan olabilmesi mümkün müdür?  imkân diye yutturulan büyük tehlikeler içerisinde kaygı yüklü bir halde yaşıyoruz. tehlikenin amilleri olarak belediyelere belirli hakların tanınması ve süreçlere devlet otoritesinin belli menfaatler gölgesinde müsaade etmesi sadece bizden sonrakilere değil vatan diyerek ölmeyi mesele ettiğimiz topraklarımıza bir zarar olarak dönmektedir.



buraya kadar söylediklerimiz kafaları karıştırır cinsten şeyler. bu kafa karışıklığı şimdi varacağımız yerde bizi koruyacak bir mekanizma üretmelidir. büyük sermaye, büyüklüğünü sürdürmeyi borçlu olduğu menfaat odaklarını fitne suretinde beslemektedir. nitekim besleyen kim olursa olsun beslenen, bu fitne sonucu asla değiştirmeyecek bir fil vakasını tetiklemiştir. namazlarımızda kısa sure olarak zikrettiğimiz fil suresinde bahsedilen olay her dem yeniden kendini üretmekte, ebrehe el-eşhem isminin suretleri değişmemekte, durmadan tapınak yapmakta, durmadan tapınaklarına pislenmiş gibi azgınlıkla saldırmaktadırlar. kâbeyi bir inanç merkezi gibi ambalajlamak, büyük sermaye makinesinin dişlilerinden olan inanç turizminin menfaati lehine müslümanları yağdanlık zaviyesine düşürmüştür. zira iktisadi hareketin dini bir ritüele katılımı, o dinin saliklerini ihya etmekte, o din adamlarının ve mimarisiyle öne çıkmış kimselerinin saygınlığını artırmakta, halka hükmetme süreçlerinden azami faydalar sağlamaktadır. ebrehe el-eşhem’in de dileği bu idi. mutaasıp bir hıristiyan olması yanında fillerinin korkutucu otoritesini dillerde duymak istiyordu ve kademe kademe mekke’ye yaklaşarak mahvolan ordusunu ölmeden görebildi. yaptırdığı lüks kilisesinin de ticari hayata fayda sağlamasını beklerken yerle bir olan gücü, eceli gelmeden ona gösterildi. kâbe’nin dört duvar ve duvarları üzerinde birer kilim sarılı oluşuna anlam veremeyenler ona bir karşılık olarak hırslı bir estetik ürettiler ve bu estetik kimi zaman yahudi havraları kimi zaman da kiliseler olarak belirdi. yer ve mekan tanımayan bu hırstan iran-aryan da bir çıkarım sağlamış olacak ki tüm “inanç merkezlerinde” bu hırsı kendi estetik formlarıyla yansıttı. doğrudan bir kâbe düşmanlığından fazlası olmayan çürük bir tavırdır bu.

bunca laf edip kaç put kellesi kopardık ya da koparabildik mi bilemiyoruz. bugünün putlarının boynu bin  yaşındaki ağaçlar gibi kalınlaştıkça kalınlaştı. yazarak boynu koparılacak cinsten de değiller artık. biz içinde yaşamaya direndiğimiz bütün çelişmelerimize iman etmemek, onlara bel bağlamamak üzere ağzımıza geleni itaatimize uyarak savurmak üzere haftanın betonstarlarını seçiyoruz. haftamızın betonstarı “dünyanın inanç merkezi” sloganıyla yapılan zeynebiyye camii/inanç merkezi/her neyse hiç de yaptıkları hafife alınmayacak bir mezhebin adıyla görücüye çıkıyor. ucundan alevi ambalajlı haçlı bir damar mı çıkacak yoksa kopup gitmiş kafası kırık bir şia mı çıkacak yoksa hırs dolu bir caferilik mi çıkacak diye beklerken tüm dünyanın inanç merkezi olarak dile getirilmiş olması tüm dünyaya kafa tutmuş bir sünni anlayışına karşıtlığı simgeliyor.

istanbul’un yönetiminde gayrimüslim varlığın ekümenlik iddiasında bulunması ve restore edilen kiliseler yetmiyor gibi bunun yanında bu tip bir inanç merkezinin karanlık ellerle oluşturulması ebrehe el-eşhem’in rolünü kapmak isteyenlerin çokluğunu ve ittifakını hatırlatıyor.
karanlık ellerin vardığı noktaların yine beytülmala el uzatılacak bir ortamdan geçtiği de açık olacak ki belediyenin yer tahsisinde bulunurken cömertlikte sınır tanımaması dikkate mucip. zeynebiyye şeyinin maksadı caferiliğin islamdan koptuğu yerde aranmalıdır. bunların alayına bu yazı dizisinde girişmeye devam edeceğiz. zeynebiyye şeyinin inşasına katkıda bulunanlara cem karaca’dan bindik bir alamete şarkısını armağan ediyoruz. şarkının “cafer getir peçete / amanieyynn” kısmında el ele tutuşarak dinler arası diyalog görevlerini de aksatmamış olurlar.  allah okuyucumuzun ve bizatihi yazarlarımızın yardımcısı olsun.

istanbul’da inşa olunan yeni iç turizm lokasyonlarından zeynebiyye inanç merkezi’nin konumunu müstakbel ziyaretçilerine kolaylık olsun deyu paylaşıyoruz. kıymetli ziyaretçilere ziyaret öncesi küçükçekmece oto sanayii’ne uğrayarak lastik zinciri almalarını da tavsiye ediyoruz. belki de sanayii esnafı merkezi ziyaret edeceklere yönelik olarak toplu zincir alımlarında indirim de yapabilirler. yeter ki ekonomi dönsün…

https://share.google/mXRcrI5lSkTzKbEYA

بِسْــــــــــــــــــمِ اﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

﴾1﴿ rabbin fil ordusuna ne yaptı, görmedin mi? ﴾2﴿ onların planlarını boşa çıkarmadı mı? ﴾3-4﴿ onların üzerine pişkin tuğladan yapılmış taşlar yağdıran sürü sürü kuşlar salmadı mı? ﴾5﴿ sonuçta allah onları yenilip ezilmiş ekine çevirdi.


صَدَقَ اللّهُ العَظِيمُ
 

 

Yorumlar:

Yorum Yazabilirsiniz.

Mail adresiniz gizli kalacaktır. Lütfen bütün alanları doldurun. *


Benzer Bloglar