- Hazar İLBEY
- 11.07.2025
Yükleniyor
Olmadığı şeyden başka, olduğu şeyin ne olduğuna bakılırsa da münekkit evvela edep sahibi kişidir. Karşısına aldığı ve değerini takdir etmeye koyulduğu şeyi ifrat ve tefrit hadlerini aşmadan ele alır. Haddini aşarsa şikâyetçi pozisyonuna düşeceğini bilir. Münekkidin muhatabı olduğu esere/kişiye karşı haydutluk yapmaması yani hududunu bilmesi, onun müeddep bir tavra sadakatiyle mümkündür.
Münekkidin tetkiki, bir suale bir arayışa binâendir. Müştekînin saldırısı ise yok etmek niyetiyledir. Müştekînin hal yoluna koyacağı bir suali yoktur. Müştekî için mesele açıktır, nettir ve çözümü yıkımdır. Münekkidin işi meşakkatlidir; konunun evvelini dert edip ahirine kafa yormak gerekir ki mevcut olana doğru bir tenkit getirebilsin. Müştekînin elinde bir kazma-kürek vardır ki, maazallah önüne denk düşenin nasibi pek yamandır. Bunun evveli akılsız baş iken ahiri dermansız ayaklardır.
Müştekînin şikâyeti son durağıdır. Ondan başka gitmek istediği bir yer bir menzil yoktur. Halbuki tenkidin konusu olan eser veya kişi, münekkidin gölgelendiği bir yerdir. Menziline henüz daha varmamıştır; hatta henüz daha o meçhul menzile varanı görülmemiştir. Münekkidin yolculuğu veya yolda olması, yolu tamamlamış numarası yapanların durumundan daha kıymetlidir.
Velhasıl… Buraya kadar bir gayretli nazarla okudunuz diyelim. Pek müteşekkirim efendim. Hâliyâ deyip de etrafınıza bakmayın, bir müştekî bulayım da bu yazıyı kendisine post edeyim diye el yormayın. Şahs-ı muayyenden azade, bilâ teşbih velâ temsil yazdık bunları.
Son nasihat: tenkidin en güzeli hikâye edilmeyenidir.
Hazar İlbey
Yorumlar:
Yorum Yazabilirsiniz.