İlk Hikaye: Veladet- i Cafer


İlk Hikaye: Veladet- i Cafer

İlk hikaye: Veladet-i Cafer

 

Söze başlanmalı Allâh adıyla, Bismillâh

Mert olan durmalı ahdinde yoktur başka ilâh

 

Gâzî Battal şâhının destânıdır anlatılan

Asla olmaz ki masal, milletti doğmakta olan

 

Doğdu şükürler ola şenlikli toplum

Müslüman olsa diyarlar Rum’a çelimli çalım

 

Salavat çek Resûlullâh’a, okunsun şiirler

Duâlar et, -Allâh’ın emri- gelir hep melekler

 

Canı sıkkın Nebî’nin, üç gecedir gelmez Cibril

Abdülvehhâb Gâzî anlattı, hikâye tam tekmîl

 

Ya Resûl! Çok ülke gördüm, eyledim cenk, severek

Diyâr-ı Rûm gibi bilmem -gülerek bahsederek-

 

Öyle anlattı güzel kalbi meyil etti O’nun

Cebrâil geldi, haber verdi, hayırlar olsun

 

Habîbim Ahmed’in meyletti mâdem kalbi o yere

Ümmetindir Diyâr-ı Rûm mâtem yok Mü’minlere

 

İki yüz yıl sonra Câfer doğacaktır dünyâya

Kaleler fethedecek açacaktır İslâm’a

 

Bir güzel yüzlü yiğit Kur’ân okur hadîs bilir

Güçlü kuvvetli, sanarlar ki gâvurlar Ali’dir

 

Adı Câfer soyu senden, biliyor dört kitabı

Vere Konstantin’i Rahmân, bize ordan sevâbı

 

Rabbimiz hatrı güzel ola Habîbim Ahmed’in

Yükselip gitti Cebrâil, canımız olsun Hazretin

 

Resûlullah sevinir, şen oldu dostlar neşeden

Bize Allah etse kısmet O’nu görsek cepheden

 

Cebrail geldi Yâ Muhammed dedi emretti Allâh

Emânetler gidecek Abdulvehhâb ile billâh

 

Risâlet oldu tamam, geçti Resûl bu dünyadan

Melânet doldu her yan, dört halîfe sonrası kan

 

Hasan, Hüseyin’i şehîd ettiler münkir soyu

Yalan düzerdi Yezid, hep bereketsizdir huyu

 

Hüseyin Gâzî severmiş av, Câfer’in babası

Armağan etmeye çıkmış heyecândır çabası

 

Bir geyik girdi peşinden Gâzîmiz mağaraya

Süngü, gürz, bir at, kılıçlar, çalışır anlamaya

 

Nereden geldi bu at endişeyle sordu nasıl?

Çaba gösterdi saatlerce, yorgun bitti fasıl

 

Köşesinden mağaranın itaat et yâ Aşkâr!

Gelecektir Câfer, sabret, etme inat yâ Aşkâr!

 

Geldi Aşkâr yola, tuttu yularından o Gâzî

Bulamaz ses nereden geldi, çıkmış farazî

 

Zırhı Davud Aleyhisselâm’ın, gürzler sıralı

Hamza’nın hançeri, hazretin silahlar sırmalı

 

Hüseyin Gazi düşünür acaba kim ki Cafer

O asker düştü bîtap uykusu gelmiş bu sefer

 

Rüyâ görmüş, ihtiyarın biri tek tek anlatmış

Doğacak oğlu, Câfer ismi  imiş, pek anlamış

 

Hüseyin Gâzî uyanıp alarak abdestini

Etti şükür, binerek Aşkâr’a terk eder ini

 

Malatya’nın Beyi Nûman etti vefât, gömdüler

Aynı gün Gâzî’ye gitmişti haber, doğdu Câfer

 

Oğlu Ömer oldu Bey, Battal’a vermişti ismi

Ehl-i İslâm’a selamet, yıkılır küfrün cismi

 

Bastı üç yaşına Câfer, altı zannedilirdi

Hüseyin Gâzî gidip avlanıp sevindirirdi

 

Kovalarken alageyiği pusu kurdu gavur

Mâmuriye Beyi Mihriyâyil der hele sen dur!

 

Mihriyâyil dedi kimdir geyiğimi avlayan

Ben demiş Gâzî onu avladım, kimsin konuşan?

 

Ederim âlemi dar, ben dedi Arslan Hüseyin!

Mihriyâyil it köpek saldı, kâfirler titreyin!

 

Gazi, gördün mü yazılmış da bozulmuş, dedi, yok

Kaderim böyle imiş der ve bakar ki silah yok

 

Çekerek kılıcı Allâh-u ekber hamle eder

Savaşır mertçe yürür eceline boyun eğer

 

Çok akar kan yarasından, attılar kementler

Öldürüp Gâzî’yi Şehîd ettiler Münkirler

 

Kan içinden koşarak geldi at Malatya’mıza

Düştü feryât, oku Fatihâ kahramanımıza

 

Yahyâ’nın oğluydu Münzir, etti haber postacı

Kesti bin kâfiri Mâmuriye şehrinde avcı

 

Ettiler cenk gece gündüz üç gün şiddetli savaş

Hüseyin Gazi’yi en son ettiler şehîd, yoldaş!

 

Gitti mektup, Hüseyin Gâzî’ye üzgün halîfe

Salavat çek, alma intikâmı aslâ hafîfe

Yorumlar:

Yorum Yazabilirsiniz.

Mail adresiniz gizli kalacaktır. Lütfen bütün alanları doldurun. *


Benzer Bloglar