- Aslan DEMİR
- 28.04.2026
Yükleniyor
Resim: Yeşil Mescit
Ressam: Hoca Ali Rıza
Türkçe; bu topraklardan göğe yükselen bir minare, her evde kaynayan bir tencere, her vücutta atan bir kalptir. Kelimelerimiz, asırlar boyu İslam’ın nuruyla yıkanarak öyle bir kıvama ermiştir ki; bugün Türkçenin kapısını çalan her zihin, aslında Kur’ân’ın geniş ufkuna açılan bir kapıdan geçmektedir. Bizim lisanımız sadece bir lügat toplamı değil; Yunus’un nefesiyle pişmiş, Anadolu irfanıyla yoğrulmuş, ilahî kelamı gündelik hayatın en mahrem köşelerine nakşetmiş müstakil bir duyuş biçimidir.
Bir lisanı hakkıyla bilmek o lisanla örülmüş olan dünya görüşünün, metafizik derinliğin ve asırların süzgecinden geçmiş tarihsel tecrübenin mirasçısı olmaktır. Türkçeyi; Yunus Emre’nin nefesinden, Karacaoğlan’ın türküsünden ve Fuzulî’nin gazelinden tanıyan bir dimağ, Kur’an-ı Kerim’in kavram haritasına asla yabancı değildir. Zira Türkçe’nin bin yıllık seyri, ilahî kelamın mefhumlarını kendi potasında eritmiş ve onu bir yaşamak üslubuna, bir millî karaktere dönüştürmüştür.
Bugün sıkça tartışılan Avrupa’daki Reform süreci, aslında anlama krizinin bir neticesidir. İncil 4. yüzyılda Aziz Jerome tarafından Yunancadan Latinceye tercüme edildi. Bu tercümeye Roma Kilisesi “Vulgata İncili” demiştir. Vulgata lügatte, herkesçe bilinen manasına gelir. Roma’nın Batı ve Doğu olarak parçalanışı ile birlikte Doğu Avrupa Yunan/Helen sahasında kalmışken Batı Avrupa Latin/Roma sahasında kalmıştır. Bu parçalanışla birlikte Latince Vulgata İncil, Batı dünyasındaki halkların okuyup anlayabildiği kutsal kitap olarak tarih sahnesindeki yerini almıştır.
Tarihî kaynaklar 9. yüzyıla kadar halkın kiliselerdeki Latince vaazları dinleyip anlayabildiklerini ortaya koyar. Bu da demek oluyor ki; 16. yüzyılda vuku bulan İncil’i yerel dillere çevirme faaliyetinin arkasında birkaç yüzyıllık birikim vardır. İlk bin yıl Batı halkları kendi kutsal kitaplarını anlayabiliyorlardı. Yerel dillerin Latinceden tam manasıyla kopması neticesinde insanlar ve kutsal kitapları arasında lugavî bir bariyer peyda oldu.
Fakat Türk tecrübesinde durum tam aksidir. Bizde Reform’un sosyolojik bir karşılığı yoktur, zira bizde metin ile mümin arasında aşılması gereken bir "dil barajı" hiçbir zaman oluşmamıştır. Türkçeyi hakkıyla bilen bir ferdin dünyasında Kur’an, tercümeye muhtaç bir "öteki" değil; günlük konuşmasına, duasına, ninnisine ve hatta sitemine sinmiş bir "yakîn"dir. Bizim anlamadığımız bir kutsal kitabımız hiçbir zaman olmadı, anlamak isteyenler onu hep anladı. Biz kutsal kitabımızı dilimizin içine öyle yerleştirdik ki, bugün Türkçeyi Kur’anî kavramlardan temizlemeye kalksanız geriye konuşacak bir lisan, hissedilecek bir kalp kalmaz. Batı, kutsalı anlamadığı için ona şekil vermeye çalışmış ve tercümenin tercümesini yapmak mecburiyetinde kalmıştır. Türkler ise nuzulünden bugüne namusuna el değmemiş bir kitaba sahiptir ve onunla ruhlanmıştır.
Bir Türk köylüsü, tarlasını sürerken "Kısmetten ziyade yemek olmaz" dediğinde veya "Nasipte varsa gelir Hint’ten Yemen’den" diye mırıldandığında, aslında farkında olmadan "rızık" ve "kader" ayetlerini şerh etmektedir. Batı’da Martin Luther’in, İncil’i Almancaya çevirerek halka indirme çabası, bizde çoktan lisanın kendi tabii akışı içinde türkülerle ve darbımesellerle hallolmuştur.
Türkçeyi hakkıyla bilen birinin Kur’an’ı anlayacağının en berrak delili, her hayrın başı olan "Bismillahirrahmanirrahim" lafzında gizlidir. Bu mukaddes terkibi oluşturan dört kelimenin her biri, Türkçenin en kuytu köşelerine, en yanık türkülerine ve en derin şiirlerine birer cevher gibi işlenmiştir. Hacı Bektaş-ı Veli naklediyor. Allah, Miraç'ta Hz. Muhammed'e (s.a.v) şöyle buyurmuş: "Ya Muhammed ism-i azamum Allahdur keremüm bildüren adum Rahmandur lutfum bildüren adum Rahimdür eger her bir halde bismillahirrahmanirrahim dirsen; zatum ile keremüm ile lutfum ile senün bekcin olam.” Bir Türk evladı, bu kelimeleri lügate bakarak değil, ninesinden duyduğu bir masalla veya bir ozanın telindeki sızıyla öğrenir. Besmeleye yakından bakalım.
1. İsim: Besmelenin ilk basamağı olan "isim", Türkçede sadece bir tanımlama vasıtası değildir. Bizde isim, şahsiyetin ve varlığın kendisidir. "İsmi sübhan virdin mi var" diyen Yunus Emre’de bu kelime, lisanımızın mukaddesat yüklenmiş ilk durağıdır. Türkçeyi bilen biri için "Bismillah" demek varlığı gerçek sahibinin adıyla selamlamaktır.
2. Allah: Allah deyince Tanrılığım bilinir, buyuruyor yüce Rab. Bu kelime Türkçede öylesine merkezî bir yer tutar ki, O’nu dilden çıkardığınızda Türkçenin mimarisi çöker. Bir annenin evladını uğurlarken söylediği "Allah’a emanet ol" sözü, aslında Mümin Suresi’ndeki "Ben işimi Allah’a havale ediyorum" ayetinin yaşayan halidir. Karacaoğlan’ın "Evvel Allah, ahir Allah / Andan ulu gelmemiştir" deyişindeki sarsılmaz iman, Türkçenin sadeliğiyle Kur’an’ın tevhid hakikatini birleştirir. "Allah adın zikredelim evvela / Vacib oldu cümle işte her kula” der Süleyman Çelebi. Zira bu toprakların dilinde her işin başı O’nun ismi, her sözün sonu ise O’nun rızasıdır.
3. Rahman: Rahman deyince cehennemden kurtulmanın kapısı aralanır, buyuruyor yüce Rab. Allah’ın dünyadaki umumî merhametini ifade eden bu sıfat, Türkçede bir sıfat olmanın ötesine geçip birer "insan ismi" (Abdurrahman gibi) ve birer "merhamet nişanesi" olmuştur. Şiirimizde ve türkülerimizde Rahman’ın sofrası tabiri, karşılıksız ve sonsuz ikramın adıdır. Türk, doğadaki her nizamda Rahman’ın tecellisini görür ve türkülerinde "Kavuşturdu Rahman Elhamdülillah" diyerek mülkün sahibini idrak eder.
4. Rahim: Rahim deyince şefkatimin çokluğu belirir, buyuruyor yüce Rab. Besmelenin son halkası olan "Rahim", Türkçede "rahim" (anne karnı) ve "merhamet" kavramlarıyla öylesine iç içe geçmiştir ki, bir Türk için bu kelime doğrudan doğruya şefkat demektir. Neşet Ertaş’ın "Kadınlar insandır, biz insanoğlu" derken işaret ettiği yaratılış sırrı, Rahim isminin bu topraklardaki en zarif yankısıdır. Bizde merhamet, Rahim esmasının bir cüzü olarak "acımak" değil, "vücuda getirmek ve korumak" demektir.
Sadece besmeledeki bu dört kelimenin dahi Türk edebiyatında ve halk kelamında tuttuğu yer gösteriyor ki; Türkçeyi hakkıyla bilen bir zat, aslında her nefesinde farkında olsun veya olmasın, Kur’an’ın ufkunda kanat çırpmaktadır. Besmeleyi diline pelesenk eden bir millet, aslında o kitabın özünü kendi lisanıyla çoktan mühürlemiştir.
Divan şiiri, Kur’an’ın estetik ve metafizik dünyasının Türkçede yeniden inşa edildiği muazzam bir tefsir sahasıdır. Fuzulî’nin Su Kasidesi’nde suyu bir kurtuluş, bir hayat kaynağı olarak arayışı, Kur’an’daki "Her canlı şeyi sudan yarattık" (Enbiya, 30) hakikatinin şairane bir tezahürüdür. Şeyh Galib’in o meşhur "Hoşça bak zatına kim zübde-i alemsin sen / Merdüm-i dide-i ekvan olan ademsin sen" beyti, insanın "eşref-i mahlukat" oluşunun ve Allah’ın yeryüzündeki halifesi olduğu (Bakara, 30) gerçeğinin Türkçedeki en yüksek estetik ifadesidir.
Aynı şekilde halk edebiyatımızda Karacaoğlan’ın veya Aşık Sümmâni’nin dilindeki "emanet" vurgusu, Ahzab Suresi'nde dağların yüklenmekten kaçındığı o büyük mesuliyetin Türkçenin sadeliğiyle halkın bağrına inmesidir. Türk insanı için emanet korunması gereken bir eşyadan ziyade Allah’ın huzuruna alnı ak çıkmanın şartıdır.
Türkçeyi hakkıyla bilmek; kelimelerin arkasındaki bin yıllık irfana ve İslam’ın nuruyla yıkanmış manalarına talip olmaktır. Batı, kutsal kitabını anlamadığı için onu değiştirmeye ve "reform" etmeye yeltendi; zira onlar için din, dilden ayrı bir yerde duruyordu. Din Roma’da kilisenin resmi ve soğuk duvarlarındaydı. Türk insanı içinse Kur’an, dilin bizzat kendisidir. Kur’an’ı Türkçeden çekip çıkardığınızda geriye ne bir türkü ne bir gazel ne de bir devlet felsefesi kalır. Bu sebeple Türklük ve İslam et ve tırnak gibidir.
Netice itibarıyla Türklüğe varılan yerin çizileceği satıh, bizzat bu muazzam ve kurucu Türkçedir. Bu lisanın derinliğine vakıf olan her zihin, Kur’an-ı Kerim’in sadâsını duyduğunda Türklüğünün ezelî ve ebedî yankısını bulacaktır. Bizim yolumuz reform değil, lisanımızda zaten mevcut olan o yüce ruhun hatırlanması ve ihyasıdır. Zira Türkçenin bittiği yerde Türklük, Türklüğün bittiği yerde ise bu coğrafyanın ruhu susar.
Yorumlar:
Yorum Yazabilirsiniz.