HAMBURGER MEDENİYETİ VE İNSAN


HAMBURGER MEDENİYETİ VE İNSAN

HAMBURGER MEDENİYETİ VE İNSAN

(Bahse konu başlıklı yazımız Mana yayınlarından çıkan Hamburger Medeniyeti isimli kitaptan iktibas edilmiştir. Telif hususu gözetilerek yayımcı bilgilendirilmiş izin alınmıştır. Saygılarımızla)

20. yüzyılın en önemli gerçekliklerinden biri, küresel tüketim medeniyeti olarak adlandırılabilecek bir olgunun ortaya çıkışıdır. Bundan önceki hiçbir medeniyet, bu denli yaygınlık kazanmış değildir. Bu medeniyetin yaygınlaşması belki de onun belirli bir toplum ve medeniyet temeline ya da mekâna dayanmayışından kaynaklanıyor.

Bu medeniyeti, özünde tarih ve geleneğe (kültürel mirasa) düşman olması, zamanla ve mekânla irtibatının kopuk olması nedeniyle, değerden bağımsız bilim ve teknoloji medeniyeti olarak tanımlayabiliriz.

Bazıları, bunun medeniyet olmadığını söyleyebilir; hatta bilinen bütün medeniyet biçimlerine ters olduğu için, medeniyet karşıtı ya da karşı-medeniyet (anti-culture) olduğunu ifade edebilir. Doğrudur, çünkü o, insanı, beşeri topluluklar arasında binlerce yıllık bir etkileşimin veya kişinin belirli bir kimliği edindiği birbirinden farklı medeniyet yapılarını oluşturan çevrenin bir hasılası olarak görmediği gibi, insanı ruh ve bedenden oluşan kompleks bir bütün veya maddeden, maddenin ötesine doğru uzanan, birtakım beklentilerden oluşan bir bütüncül varlık olarak da görmez.

Bu medeniyet, insanı son derece basit bir "şey"den ibaret görür. Bu medeniyete göre, insanın yeryüzündeki varoluş nedeni; hakikati, hayrı, güzelliği aramak ya da iyiliği emredip kötülüğü nehyetmek değil, aksine insanın üretim-tüketim kısır döngüsüne sürüklenmesi tüketmek için üretmesi, üretmek için tüketmesidir.

Bu Medeniyetin Özellikleri

Bizim bu makalede yapmaya çalıştığımız şey, bu yeni medeniyeti yargılamak değil. Bilakis sadece bazı özelliklerini gözlemlemeye çalışıyoruz. Bunu belirli şekillerde, medeniyete ilişkin ortaya koyduğu ürünler ve semboller üzerinden yapmamız mümkün.

Bu medeniyetin en önemli sembollerden biri, kot pantolondur. Kot pantolon, son derece basit özelliklere sahip bir giysidir. Dikimi, bir yerden diğerine değişmeyen son derece basit bir tarzda gerçekleşir. Bu şekilde bir giyim tarzı, zaman ve mekâna ilişkin farklılaşmaları reddetmenin bir ifadesidir.

Bununla birlikte bu pantolonun arkasına onu üreten şirketin markasının ve logosunun üzerinde bulunduğu etiket, gözü olan herkesin görebilmesi için daha çok bir reklām panosuna benzer şekilde yapıştırılır. Böylelikle pantolon sahibinin kimliği, toplumsal ve sınıfsal statüsü belirlenmiş olur.

Levi's marka kot pantolon arkasına yapıştırılan etiket hariç bütün ayrıntılarıyla diğer pantolonlara benzemektedir. Kot pantolonun fiyatını belirleyen şey, marka, yani dış kabuktur. Bu nedenle, marka, gerçekte pantolonun kendisinden daha önemli olmaktadır. Singapur'da kot pantolonu üreten şirketlerden biri bu yöne dikkat çekecek şekilde, pantolonun arkasında yer alan markayı saf altından yapmaya başlamış. Bu medeniyetin ikinci muhtemel sembolü, temelde kot pantolondan çok da farklılaşmayan tişörttür. Bu da tıpkı kot gibi son derece basit bir elbise olup, dikimi faniladan çok da farklı olmayacak şekilde basittir. Siz bu tişörtün aynısını Florida ve Alp Dağları'nda satın alabilirsiniz.

Atletin üzerinde verilmeye çalışılan mesajın içeriği ne olursa olsun, tişörtü giyen kişinin tıpkı tişört gibi sathi olduğunu düşünmekten alıkoyamayız kendimizi: Çünkü her şey metaya ve reklâma dönüştürülmektedir: Tişörtün bir reklâm enstrümanı olarak bir yüzeye, bez parçasına ya da bir alana indirgenmesi o kadar önem arz etmez; önemli olan dış görünümdür, iç görünüm o kadar önemli değildir.

Sanatı da son derece basit ve yüzeyseldir bu medeniyetin... Mekânsal ya da zamansal özeliklerinden ayrıştırılmıştır. Disko müziği, örneğin, tek boyutlu bir sese sahiptir. Temel ses düzeni üzerinde farklılaşmaya rastlanabilirse de bu, temel sisteme ilişkin olmayan basit farklılaşmalardır.

Bu medeniyetin en önemli ve en güçlü sembollerinden biri, hamburgerdir. Hamburger, tektipleşmenin, yüzeyselleşmenin, mekanikleşmenin, sıradanlaşmanın göstergesidir. Herhangi bir hamburger dükkânına girdiğinizde sizin da ha önce yediğiniz ve daha sonra da yiyeceğiniz hamburgerin aynısını yersiniz. Karşınızda aynı satıcıları, aynı yapay gülümsemeleri ve aynı fiyatları bulursunuz.

Ayrıca hamburger zamanı ve mekânı aşar. O ne Çinli, ne Hintli, ne Mısırlı, ne Yunan ne de Fransız'dır. O sadece basit bir yemektir.

Dahası, hamburger, insanın ailesiyle değil, tek başına yediği bir yiyecektir. Hamburgeri araba sürerken, yarı uyur vaziyette, ya da bir işçi işini yaparken yiyebilir. Hamburger, kamusal hayatta bulunan insanın bireysel yemeğidir. Hamburger, bütün medeniyetleri peşinden sürüklemektedir. Son yapılan anketlerden birinde, Batı dünyasında en çok yaygınlık gösteren markanın, sayıları kiliselerdeki haçları geçen McDonalds'lar olduğu ortaya çıkmıştır.

Ve Dayatmaları...

Tüketim medeniyetinin dayandığı temel değerlere gelince... Her şeyden önce, bu medeniyetin değerleri, kökleri hiçbir şekilde belirli bir zamana ve mekâna ait olmayan değerlerdir. Bu medeniyetin tek değişmez ilkesi, değişimdir. Bu nedenle şarkılar, danslar, moda, zevkler ve değerler hızla değişir. Bu medeniyetin mensupları, her sene moda evlerinden, sinema kulüplerinden, albüm ve video şirketlerinden çıkacak "emirler"i beklerler. Son anlarına kadar meşguldürler. Kendilerine kaça ve neye malolursa olsun, modayı takip ve taklit etmeye çalışırlar. Ve dış görüntüye büyük önem verirler. Bu medeniyetin kökleri, her ne kadar Amerika'ya dayansa da Amerikalı değildir. Bu atomize edici, değerlerden, zamandan, mekândan ve tarihten bağımsız medeniyet; sadece Doğu medeniyetlerini parçalamakla kalmaz, aynı zamanda, ABD ve Batı da dâhil bütün medeniyetlerini çözer ve parçalar.

Batı'da yeni nesiller, ülkesinin kültürel mirasını bilmemektedir. İngiltere gibi derin geleneklere sahip bir ülkede bu gelenekler, turistleri çekecek ve çocukları eğlendirecek birer araç konumuna indirgenmiştir. ABD'de örneğin Lousiana'da yarı Fransız gelenekleri, Masasuchetts'de Protestan kültürüne ait gelenekler, küçük şehirlerde aile geleneklerini devam ettiren, Güney'de ise aristokratik tarım geleneğinin kalıntılarını şöyle ya da böyle sürdüren mahalli yerler vardır. Bütün bunların bozulma ve parçalanma süreci tamamlanmıştır.

Şunu hatırlayalım ki, bu medeniyet bize Sophokles, Racine, Shakespeare gibi büyük tiyatro yazarlarının muhteşem eserleri aracılığıyla ulaşmamıştır. Ya da Dickens, Faulkner, Malraux gibi büyük romancıların eserleri, Bach, Mozart, Çaykovski gibi usta müzisyenlerin besteleri ya da Yunan, Fransız, İtalyan mutfakları-nın birbirinden lezzetli yemekleri aracılığıyla da ulaşmaz. Ve son olarak, "kültürel istila" kavramı bu medeniyetin yayılma biçimini anlatmak için yeterli değildir. Bu anlamda, "kültürel aldatma ve ayartma"dan bahsetmek daha doğru olacaktır. Pek çok toplum, bu aldatmacaya teslim olmuştur. Bütün Arap ve Müslüman ülkelerin uydu kanalları, bütün gayretleriyle bu "kültürel aldatma ve ayartma"ya katkıda bulunmaktadırlar.

Şimdi cevaplanması gereken soru şudur: Doyumsuz ve kahredici bir bireyselliği yaşam biçimi olarak dayatan bu uygarlığın gerçekten toplumlarımızın yararına bir şey sunması mümkün müdür? Sürekli gündemimizde kalmayı başarmış olan iktisadi krizleri ve yetkililerin vatandaşlara sürekli kemer sıkmalarını tavsiye etmelerini açıklamamız nasıl mümkün olacaktır? İnsanoğlunun, vicdanının sesini bastırarak sadece ve sadece daha fazla tüketmek suretiyle hayattan daha fazla tat alması için bu dünyada var olduğunu düşünen tatminsiz ve doyumsuz bir hayat algısının yaygınlaşmasına bilerek veya bilmeyerek yardım ediyoruz.

Batılı sosyal bilimcilerin bize öğrettikleri ezberi bozarcasına büyümenin salt "daha fazla tüketme ve sürekli yükselen beklentilerin karşılanması" ile ilişkilendirilemeyeceğini düşünemez miyiz? İnsana küresel tüketim uygarlığının bir nesnesi olarak bakmak ve onu çılgınca akıp giden bir belirsizliğe mahkum etmek yerine, temel ihtiyaçlarının (bize göre tarifi ve sınırlandırılması mümkün olan) adil bir biçimde karşılandığı ideal bir topluma kavuşturulduğunda inşa ve imar etme noktasında bütün becerileri ve yeteneklerini ortaya çıkartarak katkıda bulunabilecek bir aktör olarak, ona maddi ve manevi istidatları ile bütüncül bakabilen geleneksel değerlerimize yeniden işlerlik kazandıracak bir uygarlık perspektifi ile bakmak gerekir.


Abdulvahap El-Messiri
 

Çeviri: İslam Özkan
Telif hakkı gözetilerek iktibas edilen yazı için tüm haklar Mana Yayınları adına Latif Kınataş’a aittir. 

 

(Dikkat Kültür Sanat Edebiyat Sitesi adına Furkan Taşkın tarafından hazırlanmıştır.)

Yorumlar:

Yorum Yazabilirsiniz.

Mail adresiniz gizli kalacaktır. Lütfen bütün alanları doldurun. *


Benzer Bloglar