MELEKSİZLİK HÂLİ VE İRİNLİLİK BİLİNCİ 2


MELEKSİZLİK HÂLİ VE İRİNLİLİK BİLİNCİ 2

Resim: Camille Monet Sur Son Lit De Mort
Ressam: Claude Monet

 

MELEKSİZLİK HÂLİ VE İRİNLİLİK BİLİNCİ 2

 

"Eskiler iz sürerdi.
Biz muttasıl arıyoruz yeni insanlar.
Arıyoruz âlemin iç yüzünden zihnimize
Yansıyan bir tasarımla gerçeği."

 

İz sürmekten bigâne olan biz modern dünyanın insanları meleksizlik hâlinin karmaşık yapıları ve arayışları içinde yönsüzlüğe sevk edilmiş hâldeyiz. Bundan dolayı, dünyaya ve kendimize dair ön kabullenişlerimiz, dünyanın bin bir meşgalesi içinde felaketlerle haşir neşir olmamıza sebebiyet verir. Kim olduğumuzu anlama cehd ü gayretine kalkıştığımızda, kim olacağımızın telaşı peşimizi koyuvermiyor. Ya da dünyada hangi yeri işgal ettiğimizi bulgularken, başka yerlerin telaşesi zihnîmizi, ruhumuzu ve duygu dünyamızı kuşatır. Bir şeyleri tayin ve tanzim etme girişimine kalkıştığımızda ise, kabullenişlerimizin zihnî ve hissî çürüklerinden kurtulamıyoruz. Yerleştirme ya da konumlandırma faaliyetine tenezzül ettiğimizde ise, inşa edici kuvvetimizi yerle yeksan ettiğimizin farkına varıyoruz. Yahut felaketleri defetme kabiliyetini kazandığımız duruma eriştiğimizde defetmeyle becelleşecek yerlerimizi yok ettiğimizin gerçeğiyle yüz yüze kalıyoruz.

Dolayısıyla kim olduğumuz iştigali, kim olacağımız belirsizliği, işgal ettiğimiz yer ve bulunmak istediğimiz yerin huzursuzluğu, meleklerin gözetici ve gözetleyici hallerini örtmekle nice müşkülâta tabi tutulduğumuzun gerçeğini ortaya çıkarırlar.

Bu nedenle şöyle bir yargı serdedilebilir: Başıbozukluk, başıboşluk ve başıhoşluk, hangi tarafa yön aldığımızı yahut alacağımızı tayin eden umdeler haline gelmişse, bu demektir ki meleksizlik ahvâlinin çoraklığına kalbolunmuşuz. Bilhassa doğru ölçü, içsel arınma, var ile yok arasında koşuşturma vb. mihenk taşları, hangi ölçütler tarafından terfi ya da tasfiye edildiğine binaen değişkenlik arz eder. Adorno "kültür endüstrisi" derken farkına varmadan meleksizlik hâlini mi fâşeder? Algoritmalar, kodlamalar, ritim veyahut popüler müzikler ve bunlardan boşanarak zûhur eden çapraşık haller ve yapılanmalar, irinlilik bilincinin hem müktesebatını hem de hazır kıtada bekleyen kolluk kuvvetlerini teşkil eder diyebiliriz. "Benim gözlerimle duyduğumu, siz kulaklarınızla göreceksiniz" derken Beethoven, acaba meleksizlik halinin tecessüm edilecek ahvâlini mi salık vermek ister? Bilginin, gerçeğin, arzunun ve hakikatin hiper bir hâle doğru seğirtilmesi, temas etmeden temas hissî uyandıran melekvari vaziyetin bir kopyası olarak görülebilir mi? İçinde bulunduğumuz çapraşık vaziyet, yön tayin edici işaret niteliğindeki meleklerden yoksun bırakıldığımızın bedenlenmiş halini temsil eder. Çapraşık vaziyeti meleksizlik hâlinden başka bir yere hamletmek, sahici bir arayışın tarumar edilmesine karşılık gelir. Başka bir açıdan bakıldığında, cogitonun varlığın merkezi olarak tayin edilmesi, meleksizlik hâlinin başat ilkesi olarak kabul görülebilir. Aynı zamanda nihilizmin -yani tüm çirkinliklerin önünün açılması olarak da tanımlanabilir- öbür taraftan ise cogitonun Arşimet noktasına terfi edilmesiyle birlikte, aşkın olanla irtibatı dumura uğramış bir birey tipolojisi zuhûr etmiştir. Birey bu tipolojide yalnızca bir fonksiyon olarak muhatap alınır. Arşimet noktası olarak birey, meleklerin hem gözetici hem de gözetleyici istidatlarını yoksaymıştır desek yeridir. Arşimet noktası kısaca şu şekilde tanımlanabilir; sabit bir temaşa noktası. İnsanın sabit bir temaşa noktası olarak görülmesiyle birlikte meleksizlik hâli de kanıksanmaya başlanmıştır. İster kavramsal ister hissî olsun insana aşkınsal bir boyut atfetmek, tüm aşkınsal gözetleyicileri devre dışı bırakmak anlamına gelir. İltica edilecek nihai güvenli mekânın veyahut melcenin insan olması demek, tüm ahlâkî ve etik yargıların izafileşmesi anlamına tekabül eder. Bu kırılma, ihtiyaç ve isteklerin herhangi bir gaye ve ayrım gözetilmeden doruk noktasına kadar taşınmasının yolunu açmıştır. Bu yolda engel olarak algılanan her durum, olgu, olay ve kişi perva duyulmadan imha edilmesi gereken tehditler olarak görülmüştür. Bu sebeple Arşimet noktası olarak tevdi edilen cogito, irinlilik bilinciyle eşdeğer görülebilir. Biraz önce de ifade edildiği üzere, nihai melce olarak memur edilen insanın her türlü kötülüğün boşandırıcı sebebini teşkil edebileceği ifade edildi. Bu halin en yalın ve açık adlandırılması da iltihaplandırılmış bir bilinç ve varoluştur. Cogitonun aşkın bir boyutla vazifelendirilmenin bir sonucu da, kişinin yetim ve öksüz kalmasıdır. Çünkü o, tüm dayanak noktalarından mahrum bırakılmış bir yaratık haline gelmiştir. Bu da haliyle herhangi bir korkuya kapılmadan birilerini haz duyarak öldürmenin yolunu açmıştır. Hatta bunu estetik bir forma büründürerek yapar. Estetik form bahsini Özel'in şu ifadesiyle tanımlayabiliriz yahut açımlayabiliriz: "Noksanlıkla malûl olmayı koz olarak kullanmak." Meleklerin gözetici ve gözetleyici özellikleri tali bir pozisyona itildiğinde, noksanlıkla malûl olmak sistematik olarak her işin başı haline getirilir. Noksanlıkla malûl olmayı bir koz hâline getirme tavrı, cogitonun kendisini Arşimet noktası olarak tayin etmesinin bir sonucudur. Bu tavır doğrudan ortaya çıkmaz; cogitonun merkeziyetini vekâleten sürdüren bir mysterium (gizem) biçimi olarak işler. Başka bir versiyonla, cogito kendisini Arşimet noktası olarak tayin ettiğinde insan eksikliğini aşmaya değil, onu üretim ve iktidar aracına dönüştürmeye başlar. Çünkü artık özne hakikatin değil, cogitonun vekâleten taşıdığı gizemin taşıyıcısı olur. Tekrardan ifade edecek olursak cogito, temsil eden bir merkez niteliği taşımaktadır. Aynı zamanda gizemli ihdas edici bir ilke olarak ikame edilmiştir. Bu da haliyle bireyin hesap verici bir yaratık olma cihazatını tard eder. Cogito burada hakikatin -meleklerin gözetici ve gözetleyici özelliklerinin yahut hesap tutucu niteliklerinin- yerine konuşur.  Tıpkı Bourdıeu'nun deyimiyle, "komisyonun devlet adına konuşması veyahut papazın tanrı adına konuşması" gibi. Cogito veya noksanlıkla malûl olmayı şu şekilde de tanımlayabiliriz: Meleklerin gözetici ve gözetleyici niteliklerinin kaybını örtmeye çalışan bir vekâlet organizması. "Noksanlıkla malûl olmayı koz olarak kullanmak," yapılan her eylemin hesabının tutulduğu bir melcenin unutuluşa sevk edilme semptomu olarak da okunulabilir. Cogito ya da modern özne, meleklerin gözetici ve gözetleyici korunaklarına iltica ederek eksikliğini aşmaya çalışmak yerine, onu fonksiyonel bir motora dönüştürür. Bu üretken motor, her şeyin kaydını tutan meleklerin gözetleyici özelliklerini ve varlıklarını gizlemek maksuduyla çalışır. Mesela sürekli gelişim, Byung Chul Han'ın deyimiyle performans, tüketim, teşhircilik, yapay kodlar aracılığıyla içi boşaltırmış anlam göstergeleri hep bu gözetici ve gözetleyici gayeyi örtmek amacıyla işler. Eş deyişle noksanlıkla malûl olmak, hareket motoru anlamına tekabül eder. Yani noksanlıkla malûl olmak veya meleksizlik hâli, sevk-i tabiî olarak değil, bililtizâm meydana getirilir. Başka bir anlatışla Arşimet noktasına terfi edilen cogito, hem meleksizlik hâlini gizler hem de tüm ilişkilerin ve etkileşimlerin meşruiyet kaynağı hâline gelir. Buradan hareketle şöyle bir yargı dile getirilebilir: Modern özne hem bir anlam boşluğuna hem de ontolojik bir yaraya tekabül eden meleksizlik hâlini örtbas etmeye dönük olarak var edilir. Çünkü meleksizlik hâli, sistemin iş yapabilme yeteneği veya kapasitesi olarak kabul görülür.

Dolayısıyla cogitoya vekâleten gizem ihdas edilmesiyle birlikte modern insan; hüviyetini, hazlarını ve hislerini hiçbir değer yargısı taşımadan tatmin etmenin arayışı olarak tanımlamıştır. Bu nedenle şöyle bir ifade serdedilebilir: Aşkın bir alana tayin edilen modern insan, iltihaplanmış bir bilince dûçar olmuştur. Bu durum modern insanı nizamlı olarak gözetici ve gözetleyici dayanaklara yabancılaştırmıştır. Diğer bir deyişle modern insan, dayanak noktası hükmündeki "içerimdeki ahlâk yasasına", içsel yargıçlara, her an her şeyin kaydını tutan meleklere, Sokrates'in daimonuna gittikçe ecnebileşmiştir. Hatta onu aşkınsal olanla irtibata geçirecek tüm vasıtalar ya ortadan kaldırılmış ya da Baudrilllard'ın deyimiyle "hiper gerçek" bir düzen altında arka plana itilmiştir. Bu zaviyeden bakıldığında, gerek Baudrilllard'ın "Simülasyon ve Simülakr" gerek Adorno'nun "Kültür Endüstrisi" gerekse Wallerstein'in "Dünya Sistemi" eserleri dünyanın başka yerlerinde aşkınsal rabıtalanmayı sekteye uğratmak, Türkiye Cumhuriyeti'nde ise genel çerçevede aşkınsalla rabıtalanmayı, hususi bir mıntıkada ise meleklerin mevcudiyetine olan inancın berhava edilmesine dönük olarak tertibâtlandırıldığı söylenilebilir.

Bu üç düşünüre birlikte bakıldığında, modernitenin sadece ekonomik değil; aynı zamanda algısal, kültürel, ontolojik bir sistem ve meleksizlik halinin nizamlı bir örgütlenişi olduğu kolaylıkla görülebilir.

Simülasyon ve Simülakr bahsinin en temel mevzusu şudur: Artık gerçekliği temsil eden imgeler yoktur; imgelerin ürettiği bir “gerçeklik etkisi” vardır.

Baudrillard’a göre modern insan, hakikatin içinde değil; simülasyonun -meleksizlik halinin- içinde bulunmaktadır. Örneğin sosyal medya kimliği kişiyi temsil etmez, kişinin yerine geçer. Bu mesele, kurgusal kişiliklerin zihnî ve hissî cerahatlerin en açık formülünü teşkil eder.

Yani insan artık kendisini yaşamaz, kendi klonlarını tecrübe eder. Bu da meleksizlik halinin en kavi ahvâline denk düşer. Bundan dolayı modern insan, sahte ve uyduruk yakıştırmalar uğruna hem kendisini hem de başkasını heba etmekten geri durmuyor.

Simülasyon ise, yalan anlamına gelmez çünkü yalan hâlâ hakikatle yahut gerçekle irtibat halindedir. Bu yüzden simülasyonun en açık tanımı şu olabilir: Hakikat ile sahte arasındaki farkın ortadan kaldırılması.

Bundan mütevellit Baudrillard modern dünyayı şu şekilde örnekler: -mış gibilerin dünyası, gösterinin ontolojisi ve imajların metafiziği. Mülâhazamca modern dünyanın en muteber göstergesi şu olabilir: -mış gibilerin, gösterilerin ve imajların kerteriz noktasını teşkil eden meleksizlik hâli. Meleksizlik hâli, modern dünyanın hem ontolojisini hem de metafiziğini oluşturur. -mış gibiler, gösterilerin ontolojisi ve imajların metafiziği; meleksizlik hâlinin cerahatleri olarak da görülebilir. Başka bir anlatışla meleksizlik hâli içindeki modern insan, her şeyin sahte hâliyle ru be ru kalır. Örneğin demokrasi simülasyonu, özgürlük simülasyonu, bireysellik simülasyonu, aşk simülasyonu...

Burada insanlar sahte olanla estetik bir ilişkilenme biçimi geliştir. Haliyle bu, kişiyi felaketlerin eşiğine sürükler. Çünkü sistem artık aşkınsal bir inancı -meleklerin gözetleyici özelliklerine bilâ kayd ü şart teslimiyeti- değil, Arşimet noktası cogito olan bir vekâleten gizemin dolaşımını talep eder.

Adorno’ya göre Kültür endüstrisi bilinç üretir. Diğer bir söylemle iltihaplandırılmış bir bilinci organize eder. İnsanların ne hissedeceğini, neye güleceğini, neyden korkacağını, nasıl arzu edeceğini tayin eder. Doğrusu bunlar meleksizlik hâlini durmadan dölleyen etmenler olarak görülebilir. Dolayısıyla burada kültür, özgürleşme alanı değil itaat üretim alanıdır. Yani meleksizlik hâlinin cismaniyeti anlamına gelir. Adorno’nun en ehemmiyetli tenkitlerinden biri şudur: Kültür endüstrisi bireyi “emsalsiz” hissettirirken aslında herkesi aynı kalıba tutsak eder. Bugünkü sosyal medya bunun en ileri hâlinin terkibi olarak anılabilir. Herkes “kendisi olmaya” çalışırken aynı algoritmik davranış kalıplarına dönüşür. Buradan yola çıkarak şöyle bir önerme dile getirilebilir: İrinlilik bilinci bililtizam her alanda ve herkese meleksizlik hâlinin nasıl cismaniyete döküleceğini deklara eder.

Bu yüzden istiâre yoluyla ifade edecek olursak, Adorno için insan meleksizlik hâline eklemlenerek özgürleşmez; aksine daha muhkem bir kontrol mekanizmasına tutsak olur. Mesela Netflix, reklamlar, trendler, viral içerikler meleksizlik hâline örnek gösterilebilir.

Burada Adorno ve Baudrillard ile birleştiği söylenilebilir. Adorno’da, bilinç -iltihaplanmış bilinç- manipülasyon üretir. Baudrillard'a ise bilinç, gerçekliğin eriyişini hem organize eder hem de ilan eder. Bu da bize şunu gösterir: Meleksizlik hâlinin cismaniyetini teşkil eden modern dünya, insanları gerçekliğin şizofrenik ahvâline sevk etmiştir.

Hülâsa insan bu referans merkezinde, diğer var olanlarla mütekabiliyet geliştiren bir yaratılmış olmaktan çıkıp, Arşimet noktası olarak resmedilen cogitonun bir uzantısı olan göstergelerin dolaştığı bir terminale dönüşmüştür. Bu yüzden modern krizi meleksizlik temelli ontolojik bir kriz olarak tanımlanabilir.

Yorumlar:

Yorum Yazabilirsiniz.

Mail adresiniz gizli kalacaktır. Lütfen bütün alanları doldurun. *


Benzer Bloglar