- Mücahid YAMAN
- 13.04.2026
Yükleniyor
Cengizden Daha Cengiz
Cengiz, gece uyumak için yatağına uzandı. Karanlıkta pütürlü tavanın desenlerinden bir şeylere benzetme oyununu oynadıktan sonra sağ omzunun üzerine yattı. Halıyı seyretti ve tam uykuya geçeceği sırada bacağının hizasında duvarda bir karartı gördü. Ortası toplu ve etrafına uzanan ince uzantılar. O, bir örümcekti.
Terlemeye başladı ve gözünü asla örümcekten ayıramadı. Çoğu insan kendisini üzecek veya korkutacak olaylar hakkında takılı kalır. Tıpkı Cengiz gibi. Oysa Cengiz her gün aynı saatlerde, aynı odada, aynı yatakta uyuyordu. Üstelik bir apartman dairesinin sekizinci katında. Şimdi nereden çıktı bu örümcek?
Belki de evinin üzerine çılgın bir müteahhit ayak bastığında örümcek de böyle sordu: “Şimdi nereden çıktı bu beton yığını?”
Cengiz örümceği fark edene kadar mışıl mışıl uyuyordu. O gün örümceği görmeseydi yine uyurdu. Cengiz kan ter içinde. Örümceği seyrediyor; asla gözünden kaçmamalı. Masasının üzerinde duran peçetelerden bir tomar alıp örümceği öldürmeli ya da tutup pencereden atmalı. Gerçi o kadar yüksekten düşünce yine ölür herhalde, zavallı.
Cengiz hayvanı öldürmeyi istemiyor aslında ama yatağın sahibi Cengiz’se o yatakta rahatça uyuyabilme hakkı da onun. E, örümcekle birlikte uyusalar? Yok, olmaz. Cengiz’in burnundan girer, kulağından çıkar vallahi. Hem kim ister ki üzerinde bir örümcek gezintisi? Yok, o hayvan ölecek.
Cengiz yatağından kalktı, ışığı açtı, masasına koştu, peçeteyi aldı, yatağına döndü. Örümcek duvarda değil. Yorganı dikkatlice kaldırdı, yok. Gözükmüyor. Yatağının altına baktı, yine bir şey yok. Vah Cengiz’im.
Saat kaç oldu, yarın sabah sekizde mesaisi başlıyor. Cengiz duvarın röntgenini çekercesine bakıyor. Eliyle örümceğin olduğu noktayı yokluyor. Eline bir kabartı geldi. Duvar çatlağı. Cengiz hayli rahatladı. Kendi kendine güldü. Işığı kapattı, sonra aynı yere tekrar baktı. Pencereden sızan ışıkla bir gölge oluşuyor. Örümcek gibi.
Cengiz yastığını, yorganını topladı, oturma odasına geçti. Kanepeye uzandı. E, bir kere huylandı Cengiz. En azından bu gece orada uyumayacak.
Kanepede bir sağa bir sola dönerken çıkan haşır huşur seslerini, zihninin içinde kopan fırtınaya benzetti. Cengiz, kafasının içini hayal etmeye çalıştığında her zaman gri bir gökyüzü ve havada oradan oraya uçuşan ağaçlar, dallar, yapraklar ve kum taneleri görüyordu. Gece sessizliğinde yorganın üstüne ve kanepeye sürten kısımlarından çıkan sesler de kulağından girip zihninin içindeki o kargaşaya katılıyordu.
Bu fırtınaya biraz önce örümcekler eklendi. Ay sonu ödemesi gereken ev kirası, faturalar gibi. Almak istediği bilgisayar için gerekli olan para gibi. Sevmediği ve ona zorbalık yapan iş arkadaşları gibi. Evden işe giderken onu kıskanan ve hasedinden başına kötü bir şey gelme korkusu yaşadığı komşusu gibi. Kendi ürettiği fikirlerin çalınması düşüncesi gibi. Sol ayakkabısının sağ yanındaki delik gibi. İşe giderken bindiği otobüste tutunduğu pis, iğrenç ve yağlı direk gibi. Terleyip soğuduktan sonra hasta olma ihtimali gibi. İngilizce öğrenmek istemesine rağmen bunun için çabalamaması gibi. Sigarayı bırakamaması gibi. Parası olmadığı için evlenememesi gibi. Ev sahibinin kira fiyatını yükseltmesi gibi. Keyifle yediği cipsin yüzünde sivilce çıkartması gibi. Yaşının ilerlemesi gibi. Cennete giremezsem düşüncesi gibi. Cehenneme girersem düşüncesi gibi. Boyum biraz daha uzun olabilirdi düşüncesi gibi.
Bunlar Cengiz’in kafasının içindeki karmaşada, o karmaşayı oluşturan bir kum tanesinin kapladığı alandı.
Cengiz örümceği görmeyi her seferinde başarıyordu. Kendisini korkutacak ve üzecek olan düşünceleri, gecenin zifiri karanlığında olsa da görürdü. Örümceği gördüğünde uykusunun bu yüzden kaçtığını düşünmüştü ama her gece bu düşüncelerle yatağa girip her sabah bu düşüncelerle yataktan kalktığını fark etti. Örümcek falan yoktu ortada. Olsa da yemeyecekti ya. En fazla sabah uyandığında hafif bir kızarıklık ve biraz kaşıntısı olacaktı. Böylece kaygısını yaşadığı her şeyin sonunda “en fazla ne olabilir ki?” Diye düşündü. “Ölürüm.” Dedi gülümseyerek kendi kendine. Evet, en fazla ölürdü. Zaten hepimiz öleceğiz. Bunu yazan ben bile bir gün öleceğim. Hem bir gençlik ölümü saklı kalmadı mı göğsümüzün içinde bir ukde olarak hepimizin? Cengiz kendini daha rahat hissetmeye başladı. Zihnindeki fırtınanın içinde bir karartı olarak kendine yaklaşan birini görüyordu. Hissettiği şey cesaret ve özgüven patlamasından başka bir şey değildi. Kendinden emin bir şekilde karartının kendine yaklaşmasını bekledi. Uçuşan dalların ve kum tanelerinin arasından sarsılmaz bir şekilde kendisine yürüyen karartı yaklaştıkça belirginleşmeye başladı. Köpek dişleri görünen kadar gülümsedi ve kendisiyle tokalaştı. Karşısındaki kişi kendisinin en cesur, cevval, gözüpek, atılgan, atik, azimli, çetin ve cengiz haliydi. Cengizden daha da cengiz kısacası.
Örümcek gördüğünü zanneden Cengiz ne kadar da çok düşünceye daldı. Abarttın yine Cengiz!
Yusuf Şentürk
Yorumlar:
Yorum Yazabilirsiniz.