- Hazar İLBEY
- 11.07.2025
Yükleniyor
Resim: Le Cheval, L'écuyère Et Le Clown
Ressam: Henri Matisse
“…
Halkım
pıçaklanmış bir kadın gibidir
kaygular içinde yapayalnız
zehirli çiçeklerin uğultusu
uzaklaşmaz kulaklarından.
…”
İsmet ÖZEL
“Halk içinde mu 'teber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihânda bir nefes sıhhat gibi.”
Muhibbî
“…
Olmaya devlet cihanda dor sütunlu bir nikâh
Olmaya şüpheler esriklik erincinde
Ola santimi santimine öyle çıkıla
Yeter ki yoklansın bohça oralar buralar sıkıla
Filme verilmemişken daha beş dakika ara
Neden yarıya iniverdiniz bre nanemollalar
Hem yardan yarımdan hem serden serimden geçtiniz
…”
İsmet ÖZEL
Belki de bu yazı serisi hiç yazılmamalıydı. Bütün delillerimizi bedelsiz ele veriyoruz. Emr-i bi’l-ma‘rûf nehy-i ani’l-münkerin Müslümana biçtiği vebal ve yüklediği mesuliyet hissine yabancılaşamadığımızdan, başımıza ne geliyorsa rızasını evvelinden keşide ediyoruz. Halkımızı bir İslam milleti olarak her dem taze tutacak, her şafakta yeniden doğuracak canlılığa sahip bir vasıtamız da olamadı gitti öbür yanından bakılınca. Dünya sisteminin söz ve ifade hürriyeti diye yuvarlayaraktan tanımladığı şey hakikat hakkında beklentisizce konuşmanın mutlak suretle kuşatıldığı bir kümedir. Padişahından çobanına şair olan Türk milletinin bu kümeyi yırtmak ve intikam almak üzere şiire başvurma zamanı geldi de geçiyor. Dünyada ne oluyor, Türkiye’de neler oldu ve oluyor, Türkiye’ye ne yapılıyor, Türkiye’ye neler yapılacak vb. sorulara ancak mezkûr küme içerisinden cevaplar devşirilmesi münasip ve müsait görülüyor. Bu kümenin dışından bakabilen bir Türk varsa da o Türk, Latin hurufatıyla düşünme ameliyesi sakatlanmış biri olduğundan düşünceleriyle ancak ve ancak müphem bir merhaleye ulaşabiliyor. Ol sebepten kendi elifbası ile düşünmeğe alışık olmayan Türkler için zangoçlar tam vardiya tehlike çanlarının halatlarına asılıyor. Öyleyse bombaları patlatmalı, çanları susturmalı, halatları dolamalı geniş bir son yazıyla “Kızılcahamam Hattı Hümayunu” yazı dizimi sonlandırarak görebildiklerimi söyleme vebalinden yakamı kendimce sıyırmak niyetindeyim.
Yazı dizimize tarihi bir serencamla başlayıp hem Selçuklu tarihini hem Osmanlı tarihini merkeze alarak genel bir çerçeve çizmeye çalıştık. Petro-dolar sisteminin tahtının sallandığı, yerine ne koyulacağının ise henüz kestirilmediği evrelerdeyiz. (İşbu yazı yazıldığında BAE henüz OPEC’ den ayrıldığını beyan etmemişti.) Türkiye’nin ve Türk milletinin başına örülen çorapların bedeni henüz kafasına tam uydurulmuş değil. Belki de kafa çoraba uydurulacak… Bir çorap giyileceği veya giyildiği yahut en azından beğenildiği kesin. Kesin olmayan şeyin başımıza örülen çorapların başımıza uyup uymayacağı, çorabın içinde oynayıp oynamayacağımız. Prokrustes’in yatağına bir kere yatmaya gör…
Malî hegemonya Hıristiyan takvimiyle 1500’lü yıllardan bugüne değin bir şantiye halinde işleyişiyle etkisini katmerleştirerek gövdesini semirtti. Devleşmiş görünen cüssesine rağmen şantiye vaziyetinde faaliyet göstermekten caymış da değil. Tabela değişimine ihtiyaç duyduğunda milyon sayıda insanın canına kıydırmaktan, bilmem kaç kilometre hıza ulaşan bombalarla asker, sivil, kadın, çocuk veya ihtiyar gözetmeksizin hanelerini başlarına yıkmaktan da sakınmıyor. Semirttiği modern yaşam tarzı ve yapay zekâya dayanan teknolojik safahatı ile kendisinden medet uman yılgın kalabalıklarıysa gökkuşağı bayraklarıyla karşılıyor.
Malî hegemonyanın Petro-dolar sistemi üzerinden semirttiği son şantiyeleri olan Wall Street, FED, İMF, World Bank, OPEC vb. tabelalı işletmelerinin, bünyelerinin gerektirdiği kadar dünya sathında hegemonya tesis edememesi veyahut bu yapının tıkanması üzerine çevirdikleri sarkaç turunu 2000’li yılların başından itibaren tamamlamaya koyulmuştu. Siyasetin ve çatışmaların gitgide sertleştiği bugünler hayreti mucip değil. Bunlar malî hegemonyanın mevcut ortakları ve hani bana diyen vasal ortakları ile “beni de aranıza alın, bende şu hizmetlerini görürüm (At your service)” diyen ortak namzetleri arasındaki itiş kakış esasında tabela değişikliğinin sancıları. Biz fanilerin savaş olarak gördüğü çatışmaların esası da yeni dükkânlardan kim ne kadar yiyecek, kim yüzde kaç ortak olacak hesabının görülmeye çalışılmasıdır. Malî hegemonyanın Alman Harbi’nden kelli CEO’luk vazifeliğini üstlenen ABD, değiştiği besbelli olan şantiye sahalarının ve değişecek tabelaların neresinde kendine ne kadar yer bulabileceğinin telaşından mütevellit bugünlerde ortalığı iyiden iyiye karıştırıyor. Gelinlik kızlar pek heyecanlı. Amerikan rüyasının bittiğini Şair Türk İsmet Özel ilan etmişti. Naçizane ben de ABD’nin CEO görevinin de kaçınılmaz bir biçimde bitmekte/biçim değiştirmekte olduğunu ilan edeyim. Her ne kadar Giovanni ARRIGHI’nin kapitalizmin merkezinin New York ve çevresinden Japonya’ya kayacağı tezi vücut bulmasa da (Belki de önce Çin’e değil de Japonya’ya taşınması planına teori olsun diyedir. Öyle olsun istencidir. Kim bilir?) atlamalı bir biçimde Çin üzerinden malî hegemonya deri değiştiriyor. Yeni tabelanın işletme yapısında bir CEO vazifesinin olmayacağı, bunun yerine bir CEO kurulu tarafından şantiyelerin inşa edilmekte olduğunu görmek gerekiyor. Trump'ı delirten şeyler egosantrik kaygılarından doğuyor değil. ABD bu gelişmeler eşliğinde bir taraftan kıtasına çekilerek bir imparatorluk statükosu ve kıta sahanlığına özgü bir pazar inşa etmeye çabalarken, Amerika NATOSU, diğer taraftan işletmeyi paylaşacağı yeni ortaklarına öyle kolay kolay teslim olmuyor. Yeni işletmedeki ortaklık payını maksimize etmek için dövüşe dövüşe çekiliyor. Ya kâr ya bomba ikilemidir dünyanın tepesinde sallanan kılıç.
FED’e icat ettirilen kripto parayla dolara bir süre daha talep çekmeyi başaran ve Petro-dolar sistemi çökerken yeni tabelanın inşası için vakit kazanan hegemonya -belki de ABD- diğer taraftan asırlara sâri sebep olduğu bilim-teknoloji evliliğinden doğan teknik araçların ihtiyacı olan yeni piyasalar ve düzenlemelerden doğan kavgaların da hakemliğini yapmağa çabalıyor. Yukarıda ifade etmiştik. Tekrar söyleyelim. Malî hegemonya, gücünü tamamlanmak üzere inşa edilmeyen bir şantiye halinde faaliyet gösterme taktiğinden alıyor. Adam Smith’in sebep olduğu karışıklıklara müzahir Hayek’le açıkça ifadesini bulan paranın özelleştirilmesi meselesi; merkantilizmden sanayi devrimine, oradan Bretton Woods’a, internet devriminden küresel kapitalizme ve dolayısıyla bankalara evre evre yerleşti. Yapısından kaynaklı olarak çürümeye yatkın olan kapitalist döngü, işleyişini sağlayan parayı ve ona dair sistemleri çürüte çürüte tarihi serencamını da sürdürüyor. Altın değerine bağlı para sistemi ve müteakiben Petro-dolar sisteminin, hatta iç içe, çürütülmesinin ardından gitgide bankaların tekeline bağlanan para tedavülü aşamasının da çürüdüğü yerdeyiz. Son on yılda hayatımıza sokulan kripto para mekanizması ile çürüyen para sisteminin yerine konulması planlanan yapı pilot olarak uygulamaya sokuldu. Bilin bakalım bu pilot uygulama özellikle hangi ülke üzerinde palazlandırıldı? Bu pilot uygulama elbette ekonomik deneylerin kadrolu personeli olan ve kripto paraya en çok yatırım yapan ülkeler sıralamasında bayrağındaki ayı ve yıldızı yanlış yöne döndüren bir ülkede tatbik edildi. Türkiye; üzerinde yaşayan insanların “Banane bütün bunlardan!” diyebileceği herhangi bir toprak parçası değildir. “Banane Türkiye’den” diyenlerin küfrün hangi şubesinde kendisine yer ettiğini yoklaması gerekir. Dünyada olup biten bu şeylerden haberdar olmadan kendine yeni bir devlet sırrı beğenenlerin 100 yıllık galaktik hesaplamaları da çorba aşına karın tokluğuna tezgâh açmak zaviyesindendir. Akıllı olunmalıdır. Malî hegemonyanın paylaşım savaşında yeni ekonomik aparat ve modellerin kadrolu deneme tahtası seçilmiş ülkemizin üzerinde, geçim belasıyla yaşattırılan halkın can ve mal emniyeti iş güç sahiplerinin derdi tasası değildir. Türkiye topraklarının yüzde bilmem kaçının maden sahası ilan edildiği vasatta neden İran toprakların bombalandığı sorusu akıl sahiplerinin kafasını “Biz kime emanetiz?” sorusuyla birlikte meşgul etmelidir. Yazıyı okuyanlardan şahsi ricamdır. İran ve Türkiye fiziki haritalarını açsınlar ve yer şekillerinin benzerlikleri üzerine düşünsünler. İran’ın petrol çıkardığı bölgesinin de bu benzer yer şekillerinin tamamen dışında kaldığını da fark etmiş olsunlar. Türk, Kürt, Arap diyerek hatta ona dördüncüsünü de Fars olarak ekleyenlerin tabela değişiminde bölgenin jandarmalığına soyundurulmuş olması ve buna pek bir iştahla talip olmaları, Türkiye’nin yer altı zenginliklerinin kolaylıkla gözden çıkartılmasında ne kadar etkili olmuştur? Her değerini pazara dökmeye hevesli bir devlet ricali, ömrünü acaba konjonktürlere yamayarak ne kadar daha sürdürecektir? “Hele bu fırtınayı da atlatalım?” anlayışıyla varılacak bir merhaleden ne elde edilecektir? Günü kurtarmak günü kurtarmayacaktır. Ülkesini, eşini dişi sinekten kıskanan bir zevce kıskançlığını haiz bir devlet ricaline hava kadar su kadar muhtacız. Bu muhtaçlığın gıdası da ancak devletine bir demokrasi dersi verecek Türk Milletinden doğacaktır. Bir nomos olarak Türk demokrasisine ihtiyacımız her şeyden ziyade. Bu bahis başka yazılara diyerek malî hegemonyanın Türkiye’ye ne yaptığı ve ne yapılmaya çalışıldığını anlatmayı sürdürelim.
İnternet devrimi sonrası etki alanını hiç olmadığı kadar genişleten hegemonya, peşi sıra takip eden süratli teknik gelişmeleri mevcut yapısıyla kaldıramaz hale geldi. Hegemonyaya dâhil olan yeni ortakların, oluşan yeni piyasalarda eski ortaklarla rekabet ederken çıkardıkları gürültünün bedelini de fanilerden kimi yerde enflasyon ile kimi yerde de tepelerinde bomba patlatmak suretiyle tahsil ediyor. İnternet, nakil vasıtalarının hızlanması ve çeşitlenmesi, sosyal medya, iletişim araçlarının çoğalması ve yaygınlaşması, akıllı telefonlar, elektrikli araçlar, elektrikli ev aletlerinin çeşitlenmesi ve modern işleyişin hızını yavaşlatmayacak şekilde geliştirilmesi, mezkûr cihazların doldurulan bataryalarla elektrik tüketimine geçmeleri vb. birçok mesele. Bu meselelerin ve sayamadığım benzerlerinin tamamı yeni piyasaların oluşmasına, bu piyasalara eski piyasa hakimlerinin uyum sağlamaya çalışmasına, yeni piyasalara yeni oyuncuların da girerek hegemonyanın mevcut biçiminin değişmesine ve dönüşmesine sebebiyet verdiği açıkça ortada. Bu evrede insanı tamamen kaynak olarak gören hegemonya onun kendi kendini sömürerek vakit geçirmesine imkân sağladı. Sonraki evrede ise insan için teknolojiden, teknoloji için insan kabulüne geçmesi -esası itibariyle olmuş bir şeyden de bahsederek kendimizle de çelişiyoruz- akıl sahipleri için hayret verici olmayacaktır. Bataryalı teknik aletlerin oluşturduğu yeni piyasalarla birlikte bu piyasaların yeni regülasyonlara/kurallara ihtiyaç duyması üzere bir paylaşım/dönüşüm savaşı yaşanması da sürpriz değil. Batı Dünyasının Hıristiyan kodlarında gömülü doğa tapınmasının ittiği kapitalist güç; Alman Harbi sonrası dönemde doğayı tamiri güç mahiyette kirleten kontrol sanayisine müteallik sektörleri önce nakliye etkin çevre ülkelere, çevre ülkelerde emek ücreti yukarı esnedikçe de emeği daha rahatça ve hesapsızca sömürebileceği Çin ve Hindistan gibi dekor ülkelere kaydırırdı. Hindistan’ı Müslüman çoğunluk idare ederse kapitalist işleyişe mâni bir maraz doğma ihtimali dâhi Birleşik Krallığa uyku kaçırttığından orayı parçalayan ve içinden Batı Pakistan ve Doğu Pakistan (Bangladeş) icat eden bu kafa, Çin için bu kadarına dâhi ihtiyaç duymadı. Özellikle Çin’i üretim üssü haline getiren malî hegemonya belli bir merhaleye/sıklete ulaşan Çin ile çürüyen işleyişini yeni duruma uygun bir şantiyeyle inşa yoluna girişti. Çürüyen yapının CEO’su ABD ise yediği kazığın farkına varsa da varmasa da nihayetinde bu hegemonyanın çocuğu olduğundan kendine dışarıda bir ev kurma şansına sahip olmadığını bilecek kadar anasının gözü kişilerce idare ediliyor.
Alman Harbi sonrası Kıta Avrupası üzerinde çemberi git gide sıkılarak inşa edilen ABD hegemonyasından kurtulmanın tasasına düşen Avrupa üst sınıfları da Brexit kararıyla bir daha imparatorluk olmak istiyorum diyen Birleşik Krallık da Kıta Avrupa'sını bu yeni bölüşümde kendi koltuğu altına almaya uğraşıyor. Birleşik Krallık’ın Eurofighter Typhoon savaş uçaklarını vereceği Türkiye’nin, yeniden organize edilecek ABD’siz NATO’nun -ya da seyreltilmiş ABD’li NATO’nun- koçbaşı olacağı günler bu nesil için uzak günler değil. Avrupa-ABD ilişkisini dinamitlemeyi başaran Birleşik Krallık politikalarının, görünmemesi için içeride gösterilen çaba artık vakaya görünmezlik temin edemiyor. Sıcak sahaya bizzat el sürmek yerine kestaneleri maymuna tutturmak esprisi de bizim üzerimizden karikatürize edilmeye devam ediyor. Yeni düzende İsrail’in varlığını tanımlama (Olacak mı? Olmayacak mı? Olacaksa kaç kilo olacak?) için bir taraftan Şiî kuşak terbiye edilirken diğer taraftan ehlileştirilmiş bir Sünni kuşağın Türkiye amirliğinde bölgenin (Middle East and Middle Asia) jandarmalığına hazırlandığı da gören gözlere seyirlik. Jandarmalık görev sahası olarak tayin ve tespit edilen bölge için elbette takkeli ve abdestli görüntünün zoraki olduğunun anlaşılması derin bir zekaya muhtaç değil. Toplumun tam tersi olan seküler bir hale dönüşmesi önemli değildir. Bunları halledeceklerdir. Topluma soran kim?
Bu vakitler sıklıkla duyduğunuz Türkiye-Pakistan-Suudi Arabistan üçlemesi hazırlıkların yönünü ve şeklini göstermesi açısından oldukça ilgi çekici. ABD Federalizmine benzemeyen yeni nesil bir askeri federatif yapı silsilesinin bölgemiz için koordinasyon üssü olacağımızı fiziki hazırlıklardan da kestirebiliyoruz. Türkiye koordine etmezse asla koordine olamayacak bölge devletleri her ne kadar yeni gelinler gibi nazlansa da bu tasarıma dünden razı bir görüntü çiziyorlar. İran rejiminin nazlandığına bakmayınız. İhtiyaç duyarlarsa bir gecede “Anne Sünni koca buldum ben” deyi evinin kapısını tokmaklatmaktan utanmayacaktır. Diğer taraftan hem ABD’nin hem Birleşik Krallığın Rusya üzerinden Kıta Avrupası’nı kendi hegemonyasına tabi kılma/tabi tutma faaliyetlerinde Rusya ile İran hususunda Ukrayna ve Polonya bölgesi karşılığı perde gerisinde anlaştığı besbelli olan ABD bir adım önde gibi. Bir güç odağı Türkiye’yi, Türk Devletleri Teşkilatı üzerinden Ön Asya’ya sürerken başka bir güç odağı ise aynı Türkiye’yi Sünnilik gücü üzerinden Middle East nam bölge ve mücavir bölgesine jandarma amiri olarak sürüyor. Bazı Afrika ülkelerinin ordularına yönelik eğitim programları da haritada biraz doğuya kaydırılmış veya itilmiş Selçuklu ve Osmanlı çorbası bir acayip Roma düzeni tesis edildiğinden bizi şüphelendirmiyor değil. Bu faaliyetlere dönük belirlenmiş politikaları yürüten devlet ricali ise bölgesel güç (Ne demekse!) olacak olmanın heyecanıyla konuyu Türk-Kürt-Arap olarak formüle etmekle bu işlerin üstesinden gelmeye çabalıyor. Sünnilikten başka gerçekçi bir gücü olmayan Türkiye’nin bu gücünü gâvur mahfillerinde alınmış kararlar muvacehesinde sarfı ne devletin ne milletin ortak faydasına isabet edecek bir canlılık temin etmeyecektir. Dünya sisteminin almakta olduğu yeni düzende ve paylaşım savaşında varlığını büyük planlara rağmen yeniden, tüm unsurlarıyla (Türk-Kürt-Arap) oturup konuşması gerektiği millî yemininin güncellenmesi ve ilanıyla beyanıyla varlık gösterecek bir Sünni Kalınlığa her şeyden ama her şeyden daha çok ihtiyacımız var. Yeni dünya için Misak-ı Millî Türk aklıyla yeniden ilan edilmelidir. Ne ABD’nin Osmanlı modeli ne de İngiliz’in New Selçuklu tasarımından Türk Milletine selamet devşirilebilir. Vesselam.
Mehmet Ali ALBAYRAK
6 Zilkade 1447 (23 Nisan 2026)
NOT-1: İlgililerinin bildiği üzere; Selçuklu mimarisinin son derece ayrıntılı geometrisinde, geometriden ayırt edilemeyen, mekânın her yerinde sürekli olarak ortaya çıkan hayvan görünüşlü formlar bulunur. Hanidir Türkiye’de Selçuklu teması/tarzı benimsenerek inşa olunan kamu binalarında düz bir bina sureti ve geniş alınlı çatılar dışında isteseniz de bir motif bulamıyorsunuz köşeli yıldız motifi dışında. Selçuklu mevzubahis edildiğinde aklına köşeli yıldız doluşan ve etrafı onlarla dolduranlar Selçuklu geometrisinden tardettikleri hayvan figürlerini tardetmekle kalmayıp sosyal hayatımızın içine bizzat kara budunlar olarak ihraç da etti. Görünen o ki daha da edecek. Jandarma tipi devletin de gıdası nihayetinde kara budunlardır. Türk Milletine dönerek “Çocuk yapın. Doğum hızımız düşüyor.” demekten başka müspet bir tedbir almayı becermeyen felaket tellallarına da şu kadarını biz diyelim: Önce yaşayan çocuklarımızı koruyun. Kolluğun başına getirilen zatın hafızlığı çocuklarımızı korumağa yetmiyor. Önce Şanlıurfa’da peşi sıra Kahramanmaraş’ta meydana gelen menfur ve melun saldırılar sebebiyle acaba benzer bir vakayı Gaziantep’te de yaşatırlar mı tedirginliği yüreğimizi sıktı durdu. Bunları görüyoruz. Bunları görmesi ve tedbir alması lazım gelen zevat ise kadınları tır şoförü yapma etkinliğinde sırıtarak gövde gösteriyor. Hala sırıtabilecek halleri var veyahut yeterince sırıtamamışlar demek ki...
NOT-2: Antalya’nın Kepez ilçesinde Düden Şelâlesi vardır. Gidenler bilirler. Altından ıslanmadan geçebilirsiniz. Islanma arzusuyla yanıp tutuşanlar için ıslanmak ne hoş şeydir. Yazı tarihinden 10 gün evveli gerçekleşen Antalya Diplomasi Forumu da bir nevi Düden Şelâlesi gibi. İsteyeni ıslanmadan isteyeniyse sırılsıklam ederek altından geçiriyor. Amerikan topraklarında konuşuyormuş gibi rahat rahat savuran yumurta suretli ABD Büyükelçisi Tom BARRACK’ın vecizelerini duymayanınız kalmamıştır. Kendisi şelâlenin altından ıslanmadan geçenlerden. Zırvalarını tekrar edecek değilim. Türk Milleti buradadır. Kaç kişi isek o kadarız. Size bizi sayılarla ifade edebilme imkânını bahşetmeyeceğiz. “Lâ ilahe illallah” demenin boynu kılıçtan kurtardığını ve abdestin farzlarını öğrenmelisin. Şelâlede abdest alınarak da ıslanılabilir...
Yorumlar:
Yorum Yazabilirsiniz.