Namahrem Eller


Namahrem Eller

Türkiye’yi dünyaya sadece iktisadi açıdan bakanların, dünya görüşü ‘çıkar’ kavramından ibaret olanların ve dünyada sadece rahat arayanların cenneti haline getirebilmek için birtakım namahrem eller bilinçli bir şekilde şu biçimlerde isimlendiriyorlar; “Medeniyetler Beşiği”, “Yeni Türkiye”, “Hoşgörü Diyarı”, “Modern Türkiye” ve hatta yerine göre “Turizm Ülkesi…” 

Tüm bu isimlendirmeleri büyük bir heyecan ve memnuniyetle kabullenenlerin sayısı ise azımsanmayacak derecede fazla. Umuyorum ki yazacağım yazı, bu isimlendirmeleri memnuniyetle kabullenenlerin canını sıkar.

Kendilerine 'hoşgörü diyarı' arayanlar varsa yanlış yerde aradıklarını belirtmek gerek. Belki 'Vatikan' onlar için daha uygundur ama Türkiye 'hoşgörü diyarı' veya 'turizm ülkesi' arayanların cenneti olmayacaktır. Çünkü Türkiye sadece, dünyaya “Türk mü, Gâvur mu?” sorusunu sorarak bakanların, burasının bir “mozaik” değil, sadece Türk yurdu olduğunu bilenlerin ve bu yüzden Türkiye’ye başkaca isim aramayanların cennet vatanıdır ve öyle kalacaktır. 

İstiklal Marşı’ndan öğreniyoruz ki şehitlerimiz şöyle sesleniyor:

“Ruhumun senden İlahî, şudur ancak emeli:

Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.”

Şehitlerimizin söylediklerinden anlıyoruz ki bu vatan bizim kutsalımız ve namusumuzdur. Bu vatana “namahrem eli” değmesi, bizim için namus meselesidir. Bu topraklara gözlerini dikenlerin ise bunu söylemekten geri durmaması, Türk Milleti’nin tuttuğu çetele için bir kolaylık sağlamaktadır.

Öncelikle şunu iyi anlamak gerekir. Türkiye'de doğru sanılan birtakım şeyler, doğru süsü verilmiş yanlışlardan ibarettir ve bazı doğrular, o doğrular tesirini kaybetsin diye -yanlış- kişilere bilinçli bir şekilde söylettirilmektedir. 

Mesela; Türkiye’de bulunan siyasi partiler arasında sanki siyasi bir çatışma ve anlaşmazlık varmış gibi bir algı özellikle zihinlere yerleştirilmeye çalışılıyor. Aslında siyasi bir çatışma ve anlaşmazlık yok. Bazı kimseler bunu anlamıyor -Allah onlara zihin açıklığı versin- bazı kimseler ise bunu anladığı halde anlamazlıktan geliyor ve bu suni çatışmaya gönüllü bir şekilde destek veriyorlar çünkü çoktan o suni çatışmayı sermayeye dönüştürmüşler. 

“Madem siyasi çatışma ve anlaşmazlık yok, neden birbirinden farklı siyasi partiler var ve neden birbirlerinden farklı şeyler söylüyorlar” diye düşünenlere bunu şöyle izah edebiliriz; Türk Milletini bir 'tuzak' ile öldürmek konusunda hemfikirler, bu konuda herhangi bir anlaşmazlığa düşmüyorlar fakat nasıl bir tuzak ile öldürmeleri gerektiği konusunda birbirleri ile rekabet ediyorlar. -Dünya sisteminin yürütücülerine- “bakın, en etkili tuzak bizim bulduğumuz tuzak” diyerek ‘tuzağa düşürme görevini’ üstlenmeye çalışan -farklılıkları sadece bir rengin diğer tonları ölçüsünde olan- birtakım gruplar bunlar. Velhasıl tuzağa düşürmeye çalıştıkları kesin ama hangilerinin kuracağı tuzağın daha etkili olacağı mesele. Onlar da dönem dönem bunu ispata kalkışıyorlar.

Bu tuzakların neler olduğunu bazen anlayabiliyoruz. Galiba bu tuzakları kuranlar aklen çok gelişmiş kişiler değil ki tuzağı gizlemeyi bile beceremiyorlar. Bu tuzaklar karşımıza uzun yıllardır; Dinler Arası Diyalog, Çözüm Süreci vs. şeklinde çıktı. Tabii süslenmiş hallerine bakmak gerekirse bunları; barış, hoşgörü, kardeşlik gibi kavramlar ile örtmeye çalıştıkları bellidir. 

'Dünya sisteminin yürütücüleri' içimizdeki hainlerden devşirerek seçtiği ve sonrasında tuzak kurma görevine uygun bulup görevlendirdiği ‘namahrem ellerin’ bazen bu işi ellerine yüzlerine bulaştırdıklarına kanaat getiriyor olmalılar ki dışarıdan destek verecek diğer bazı ‘namahrem elleri’ gönderiyorlar. 

Amerikan Büyükelçisi Tom Barrack’ın, Türkiye’nin iç meselelerine yön vermeye çalışmak konusundaki istikrarını bu kapsamda değerlendirirsek sanıyorum ki bazı taşlar yerine oturacaktır. 

Ve yine “çözüm süreci” denilen şey hakkında İmralı’daki semiz eşkıyanın görüşlerini (sanki kendi görüşü varmış gibi) almak için, ziyaret edilmesi gerektiği konusundaki ısrarı da bu kapsamda değerlendirirsek tüm bu olanlara karşı sağlam bir karşılık verebiliriz.

Bizlere tuzak kuranlara karşılık verebilmek için kurdukları tuzakların ne olduğunu bilmek gerekir ki böylece vereceğimiz karşılık hedefi bulabilsin. Eğer kurulan tuzağın ne olduğunu bile bilmiyor ve anlamıyorsak, bize tuzak kuranların tuzağına düşmek muhtemel olacaktır. Namahrem ellerin sinsi tuzaklarını anlamaya gücümüzün yetmediği yerde ise Allah’a sığınırız çünkü Kuran-ı Kerim’den öğreniyoruz ki; “Allah, tuzak kuranların karşılığını en iyi verendir.” 

Yazımı Tevfik Fikret’in “Millet Şarkısı” şiirinden bir kısmı işaret ederek bitiriyorum.

“Her an o güzel sineyi hançerliyor eller;

İmdâdına koşmazsak eğer mahvı mukarrer.”

 

Muhammed Hüseyin Ertuğrul

Yorumlar:

Yorum Yazabilirsiniz.

Mail adresiniz gizli kalacaktır. Lütfen bütün alanları doldurun. *


Benzer Bloglar